Yazı Detayı
16 Haziran 2015 - Salı 16:43 Bu yazı 867 kez okundu
 
ADAM-I MERKEZİYETÇİLİK
HIDIR DÜZKAYA
 
 

Bir seçim dönemini daha atlattık çok şükür; darısı diğerlerinin başına desek mi, demesek mi bilemiyorum ama. Gürültü ve çevre kirliliğinin yanı sıra zihin bulanıklıkları, seviyesiz tartışmalar ve saire ve saire… Sonuçları ve yeni iktidar arayışlarını tartışma gibi bir arzum olmadığı gibi, bu minvalde bir sorumluluğu da derunumda görmüyorum. Her şeyi bilenlere bırakıyorum bu konuyu…

 

Başlamadan önce, bir önceki yazıma yorumları ile katkıda bulunan “MYA” rumuzlu değerli arkadaşıma teşekkür borç bilirim. Samimiyetine can’ı gönülden inandığım kıymetli yorumları bir önceki yazımızın muhtevasını genişlettiği gibi, bu yazımızın da sebebi oldu. Sağ olsun. Merkezileşme kavramını tartışmaya özen göstereceğim bu yazımıza da katkıda bulanan veya katkıda bulunmayı düşünen herkese şimdiden teşekkür ederim.

 

Merkezileşme kavramı tarım toplumuna geçtiğimiz günden bu yana, güç olgusunu kontrol altında tutan bir kişi veya bir azınlığın toplumun geriye kalanı üzerindeki tahakkümünün bir davranış biçiminde karşımıza çıkmasıdır. Özellikle sanayi toplumlarının ortaya çıktığı 18. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren merkezileşmiş yapılar sadece politik açıdan değil, ekonomik ve toplumsal kurumlarda da kendisi göstermiştir. Merkez Bankaları, merkezi iletişim birimleri, merkezi üretim birimleri (dev ölçekli fabrikalar), zamanın senkronizasyonu ve merkezileşmesi gibi… Bu tartışmayı fazla akademik bir ortama sürüklemek istemediğim için, size bu geçiş sürecinin detaylarından bahsetmeyeceğim. Merak eden arkadaşlar Alvin Toffler, Dominique Meda, Karl Polanyi ve benzeri yazarların eserlerinden faydalanabilir.

 

Bu merkezileşme kaygısı, bireyin ortaya çıkması ve kişisel zevklerin toplu üretimi parçalara ayırma arzusu sonucunda çevre örgütleri ve bireyi güçlendiren, Osmanlı’nın son dönemindeki güzel ifadeyle, adem-i merkeziyetçi hareketlerin etkinliğini giderek arttırmaktadır. Sivil toplum örgütlemelerindeki gelişmeler, ekonomik ve politik sınırların kalkması da aslında bu süreci tetiklemektedir.

 

Tartışma konumu merkeziyetçiliğin tarihsel çerçevesinden çıkararak, ülkemizdeki baskınlığı ve yönetimin merkezi bir idarede (bir kişi veya grubun elinde olduğu) yoğunlaşmasının sonuçları üzerinde duralım. Siyasi partiler başta olmak üzere, derneklerden tutalım da futbol kulüplerine kadar sürekli bir tek adam sultasının varlığı, söz konusu kurumların kendini geliştirme ve yenilemesi önündeki en büyük sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Merkeziyetçiliğin merkezinde “karizmatik liderin” varlığı söz konusu kurumun temsil gücünü zayıflattığı gibi, lider sonrası yaşanan fikri ve idare boşluğun en önemli sebebi olmaktadır. Bu kavramın alt zemini okunduğunda karşımıza gelenek kavramı üzerinden sürekli kendini haklı kılan, lider ve ideal gibi kavramlar doğrultusunda bireyi belirli kalıplara dökerek düşünme yeteneğine ciddi prangalar vuran ve bu birlikteliğin devamlılığını sağlamak için sürekli biz ve öteki çatışmasını yaşatarak meşruiyetini devam ettiren bir kavramsal çerçeve çıkmaktadır.

 

Toplum açısından bakıldığında ise; eğer biat edilen lider kurumsal politikalarında başarı kazanıyorsa söz konusu sınırlamalar veya ötekileştirmeler anlamını yitirmektedir. Bunun sonucu olarak sürekli hainler üreten, kendi gölgesi ile çatışabilen, tek adam yönetiminin cenneti getireceğine inanan, konuşmayan, konuşturulmayan ve gittikçe birebirine benzeyen bireyler yığını ile karşılaşmaktayız. Bu konuda ne kadar haksız olduklarını düşünsem de; ülkedeki menfaat ilişkileri ile kazanç kaplarını aralayan pragmatist makineleri (belki de daha doğru bir ifadeyle, mankurtlaşmış) tanıdıkça, bazen kendilerine hak vermiyor değilim (!).

Soru sormadan bitirmemek lazım; “Anayasal güvence altında hem bir hak hem de sorumluluk olması nedeniyle; bireyin herhangi bir partiye inanması veya oy vermek istememesi hakkını anayasal bir tehditle sınırlayan demokrasi anlayışımız, kaçıncı yüzyılın demokrasisini yaşamaktadır? Ayrıca demokrasi sadece belirli dönemlerde birilerine yetki devri ile sınırlandırılabilecek kesikli bir süreç midir?”

 

Hıdır Düzkaya

hduzkaya@gmail.com

 
Etiketler: ADAMI, MERKEZİYETÇİLİK
Yorumlar
Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
En Çok Okunanlar
Alıntı Yazarlar
İstanbul
Parçalı Bulutlu
Güncelleme: 19.01.2018
Bugün
- 10°
Cumartesi
- 14°
Pazar
10° - 13°
İstanbul

Güncelleme: 18.01.2018
İmsak
06:47
Sabah
08:19
Öğle
13:21
İkindi
15:48
Akşam
18:12
Yatsı
19:36
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
36
31
3
3
11
17
2
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
3
Fenerbahçe
33
34
2
6
9
17
4
Göztepe
30
30
5
3
9
17
5
Beşiktaş
30
29
3
6
8
17
6
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
7
Trabzonspor
29
33
4
5
8
17
8
Sivasspor
26
23
7
2
8
17
9
Bursaspor
25
28
6
4
7
17
10
Yeni Malatyaspor
22
21
7
4
6
17
11
Kasımpaşa
19
25
8
4
5
17
12
Akhisarspor
19
22
8
4
5
17
13
Alanyaspor
18
28
9
3
5
17
14
Osmanlıspor FK
17
26
10
2
5
17
15
Antalyaspor
17
19
8
5
4
17
16
Atiker Konyaspor
15
16
10
3
4
17
17
Gençlerbirliği
14
20
9
5
3
17
18
Kardemir Karabükspor
9
14
12
3
2
17
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı